Black dark

ESRARENGİZ OLMAYAN SFENKS- OSCAR WILDE

Posted in Kısa Hikayeler by blackdark on 2008 16, Ekim

Bir öğleden sonra, Cafe de la Paix’de oturmuş, Paris hayatının muhteşemliğini ve sefaletini seyrediyor ve bir yandan içkimi içerken, karşımdaki gurur ve yoksulluğun tuhaf karışımlı manzarasına bakıyordum ki, arkamdan birisi bana seslendi. Dönüp bakınca, üniversiteden bu yana görmediğim Lord Murchison’u gördüm, ona tekrar rastladığıma sevinmiştim, el sıkıştık, Oxford’dayken çok iyi dosttuk, onu çok severdim, çok yakışıklı, asil, vakurdu..hepimiz onun çok ünlü biri olacağını düşünürdük ve de açık sözlülüğüne hayrandık, onu epey değişmiş buldum, endişeli ve şaşkın gözüküyordu, sanki bir şey hakkında şüpheler içindeymiş gibiydi, bunun bir kadınla ilgisi olacağı sonucuna vardım ve evlenip evlenmediğini sordum.

“Kadınları yeterince anlamıyorum” diye cevap verdi.

- Azizim Gerald, kadınlar sevmek içindir, anlamak için değil..

- Güvenmediğim birini sevemem.

- Galiba hayatında gizemli bir şeyler var, anlat bana Gerald.

- Burası çok kalabalık, arabaya binelim, hayır, sarı bir araba olmasın, başka bir renk olsun- şuradaki koyu yeşil olanı iyi..

Biraz sonra Madeleine bulvarına doğru gidiyorduk.

- Nereye gidiyoruz diye sordum.

- Nereyi istersen, Bois’daki lokantaya, orada yemek yeriz, sen de bana kendini anlatırsın.

- Önce senden duymayı bekliyorum, şu esrarengiz şeyi anlat..

Cebinden  gümüş kilitli, küçük bir deri kutu çıkardı ve bana verdi, açtım, içinde bir kadın fotoğrafı vardı, uzun boylu, zayıftı, iri gözleri, dağınık saçlarıyla tuhaf bir görünümü vardı, medyuma benziyordu, ve pahalı bir kürk giymişti.

Bu yüz hakkında ne düşünüyorsun? Ona güvenir misin? diye sordu.

Resmi dikkatle inceledim, bana sakladığı bir şeyi olan biri gibi gözüktü, ama bu sakladığı şeyin iyi mi, kötü mü olduğunu bilmiyordum, esrarengiz bir güzelliği vardı, dudaklarındaki gülümseme de gerçekten tatlı olmaktan çok uzaktı…

Gerald sabırsızca sordu:

- Eee, ne diyorsun?

- Gizemli bir Mona Lisa…onun hakkındaki her şeyi anlat bana

“Şimdi değil, yemekten sonra” dedi ve başka şeylerden konuşmaya başladık..

Garson kahvelerimizi ve sigaralarımızı getirince, Gerald’a sözünü hatırlattım, yerinden kalktı, odanın içinde bir aşağı, bir yukarı üç kez yürüdü ve bir koltuğa gömülerek bana aşağıdaki hikayeyi anlatmaya başladı:

Bir akşam, saat 5 gibi, Bond caddesinde yürüyordum, trafik neredeyse durmuştu, o kadar kalabalıktı, kaldırımın kenarında üstü açık, küçük, sarı bir otomobil duruyordu, neden bilmiyorum dikkatimi  çekti, içinde sana resmini gösterdiğim kadın vardı ve anında beni kendine çekti, bütün gece onu düşündüm.

Ertesi gün gördüğüm her arabada o kahrolası kadını aradım, ve sarı otomobili bekledim, fakat güzelimi bulamadım, sonunda onun sadece bir hayal olduğunu düşünmeye başladım. Bir hafta kadar sonra Madam de  Rastail ile akşam yemeği yiyordum, yemek saat sekizdeydi, fakat sekizbuçukta hala salonda bekliyorduk,

sonunda uşak kapıyı açtı ve Lady Alroy’un geldiğini söyledi. Bu aradığım kadındı. Gri danteller içindeki bir ay ışığı gibi, yavaşça içeri girdi, onu masaya benim buyur etmem istendi ki, buna çok sevinmiştim, oturduktan sonra tamamen masumane bir şekilde, “Lady Alroy, birkaç gün önce galiba size Bond caddesinde rastladım” dedim. Yüzü sarardı ve  çok yavaş bir sesle bana ” lütfen yüksek sesle konuşmayın, duyabilirler” dedi. Bu kadar kötü bir başlangıç yaptığım için kendimi berbat hissettim ve Fransız tiyatro oyunlarından bahsetmeye başladım, kadın çok az ve hep aynı melodik sesle, sanki birisinin duymasından korkuyormuş gibi konuşuyordu, kendimi tutkuyla ve aptalca aşık hissediyordum ayrıca onu çevreleyen, tanımlanamaz esrarlı hava merakımı cezbediyordu. Yemekten hemen sonra gidiyordu ki, onu tekrar görebilecek miyim diye sordum. Bir an tereddüt etti, yanımızda kimse var mı diye göz attı, ve sonra “evet, yarın beşe çeyrek kala” dedi. Madam Rastail’e onu bana anlatmasını rica ettim fakat tüm öğrenebildiğim şey onun Park Lane’de güzel bir evinin olduğu ve dul olduğuydu, sonra ayrılıp eve gittim.

Ertesi gün tam vaktinde Park Lane’e gittim, fakat uşak Lady Arlov’un az önce gittiğini söyledi. Çok mutsuz ve şaşkın bir şekilde klübe gittim ve uzun uzun düşündükten sonra, ona bir mektup yazıp, başka bir öğleden sonra tekrar gelme şansımın olup olmadığını sordum, birkaç gün cevap gelmedi, sonunda Pazar günü saat dörtte evde olacağını bildiren ufak bir mesaj aldım, altında da olağanüstü bir not düşmüştü: “Lütfen tekrar bana yazmayın, gelince size nedenini açıklarım”. Pazar günü beni kabul etti, çok çekiciydi, fakat giderken tekrar ona mektup yazarsam, zarfın üzerine “Bayan Knox, Whittaker Kütüphanesi eliyle, Yeşil Cadde,” yazmamı rica etti. “Kendi evime mektup yazmanızı istememin nedenleri var” dedi.

Onu sıksık gördüm, her zaman üzerinde o gizemli hava vardı, bazen üzerinde bir erkeğin baskısı var diye düşündüm ama o kadar yaklaşılmazdı ki, inanamadım. Herhangi bir sonuca varmak benim için imkansızdı, sanki müzelerdeki tuhaf kristal kürelere benziyordu, bir an berrak, bir an sisli…sonunda ona eşim olup olmayacağını sormaya karar verdim, onu ziyaret ettiğim her seferde, bana yansıttığı esrardan bıkmış, yorulmuştum, kütüphanede ona ertesi Pazartesi saat altıda gelebilir miyim diye not yazdım, evet cevabı verdi ve sevinçten havalarda uçuyordum, şimdi düşünüyorum da, sevdiğim kadının kendisiydi, esrarı ise beni deli ediyor, üzüyordu.

- O zaman mı anladın? diye bağırdım.

- “Korkarım hayır, sen kendin karar ver” dedi.

Pazartesi, amcamla yemeğe gittik ve saat dört gibi, kendimi Marlebone yolunda buldum, biliyorsun amcam Regents Park’da oturuyor, Piccadilly’ye gitmek istedim ve kestirme dar sokaklardan gittim, birden önümde Lady Arlov’u gördüm, yüzünde tül  vardı ve hızlı hızlı yürüyordu.


Caddenin sonundaki eve gelince, merdivenleri çıktı, kapının mandalını açtı ve içeri girdi. Kendi kendime “İşte esrar” dedim ve çabucak evi incelemeye koyuldum, kiralık odalarla dolu bir eve benziyordu, kapının eşiğinde mendilini düşürmüştü, aldım ve cebime koydum, sonra ne yapmam gerektiğini düşünmeye başladım ve casusluk yapmaya hakkım olmadığı sonucuna vardım ve klübe geri döndüm. Saat altıda ona uğradım, üzerinde her zaman giydiği gümüş rengi, elbisesi ve tuhaf madalyonuyla kanepede uzanmıştı, çok sevimli görünüyordu, “Seni gördüğüme sevindim, bütün gün dışarı çıkmadım” dedi. Şaşkınlıkla ona baktım ve cebimden mendili çıkartıp ona uzattım, çok sakin bir sesle ” Bunu bu öğleden sonra Cumnor sokağında düşürdünüz Lady Alroy” dedim.

Bana korkuyla baktı ama mendili almak için bir hareket yapmadı.

- Orada ne yapıyordunuz?

- Ne hakla beni sorguya çekiyorsunuz?

- Sizi seven bir erkeğin hakkı olarak! Buraya eşim olmanızı teklif etmek için gelmiştim!

Lady Alroy, yüzünü elleriyle kapattı ve gözyaşlarına boğuldu. “Bana anlatmanız gerekir” diye devam ettim. Ayağa kalktı ve yüzüme bakarak,

” Anlatacak bir şey yok, Lord Murchison.” dedi.

- Birini görmeye gittin! Ne bu gizlilik? O zaman korkudan bembeyaz oldu ve ” Kimseyi görmeye gitmedim” dedi. “Gerçeği anlatamaz mısın?” dedim, çılgına dönmüştüm, ne söylediğimi hatırlamıyorum ama ona çok kötü şeyler söyleyip, evden çıktım. Ertesi gün bana bir mektup yazdı ama açmadan geri gönderdim ve bir arkadaşımla Norveç’e gitmek için hazırlandım. Bir ay sonra döndüm ve gazetede gördüğüm ilk şey Lady Arlov’un öldüğü haberiydi!

Operaya gittiği bir gün soğuk almış, ciğerleri iltihaplanmış ve birkaç gün içinde ölmüştü. İnzivaya çekildim, kimselerle görüşmedim, onu çok sevmiştim, çılgınca..Allah’ım o kadını ne kadar çok seviyordum!..

- O caddedeki eve gittin mi?

- Evet.

Bir gün, Cumnor caddesine gittim, elimde değildi, şüphe içinde kıvranıyordum, kapıyı vurdum, hanımefendi bir kadın açtı, kiralık oda olup olmadığını sordum, odayı kiraya vereceğim fakat leydiyi 3 aydır görmüyorum, yani tutabilirsiniz…

- Leydi bu muydu? diyerek fotoğrafı gösterdim. “Evet o, ne zaman dönecek beyefendi? ” dedi. Leydi’nin öldüğünü söyledim.

- Ah, olamaz, en iyi kiracımdı, sadece odada oturmak için haftada 3 gine verirdi..

- Burada birisiyle mi buluşurdu?

Kadın buluşmadığını söyledi, hep yalnız başına gelirmiş, kimseyi görmemiş.

- Peki ne yapıyordu? diye bağırdım.

- Salonda oturur, kitap okur, bazen de  çay içerdi…

Ne diyeceğimi bilemedim, ve oradan gittim. Şimdi tüm bunlara ne diyorsun? Kadının doğru söylediğine inanmıyorsun ya?

- İnanıyorum.

- O zaman Lady Alroy o eve niye gidiyordu?

- Azizim Gerald, Lady Alroy sadece esrarengiz biri olmak isteyen bir kadındı, yüzünde tülle oraya gitmekle, kendisini bir roman kahramanı gibi hissetmesi içindi, odayı o yüzden kiraladı, aslında esrarengiz olmayan bir Sfenks’di..

- Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?

- Eminim.

Gerald, deri çantayı aldı, açtı ve kadının resmine baktı ve sonra

- Acaba?… dedi.

SON

Şununla etiketlendi:, , , , , , ,

Yorum Yapın