Black dark

Kış güneşine dikkat

Posted in Sağlık by blackdark on 2008 25, Ekim
Uzmanlar, güneşin zararlı etkilerinin sürdüğü kış aylarında da güneş gözlüğü takılması gerekiğini söyledi.
Ultraviyole ışınların göze zarar verici etkilerinin kışın da sürdüğü, dolayısıyla bu aylarda da güneş gözlüğü takılması gerektiği bildirildi.

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazmi Zengin, küresel ısınma ve ozon tabakasındaki incelme nedeniyle göz sağlığına daha fazla dikkat edilmesini önerdi.

Güneşin en fazla ultraviyole ışınlarının göze zarar verdiğini ifade eden Prof. Dr. Zengin, ultraviyole ışınlarının sadece yazın değil, artık kışın da göze zarar verici etkilerinin arttığını söyledi.

Prof. Dr. Zengin, bu nedenle yaz aylarında olduğu gibi kış aylarında da güneşin zararlı ışınlarından korunmasına özen gösterilmesi gerektiğini belirterek, şöyle dedi:

“Ultraviyole ışınlar nedeniyle kış aylarında da güneşli havalarda güneş gözlüğü takmak gerekiyor. Bu açıdan yılın her döneminde güneşli havalarda güneş gözlüğü takma alışkanlığı kazanmakta büyük yarar var. Yazlık ve kışlık gözlük almaya gerek yok, tek gözlük yeterli olur.”

Kışın karın da göze olumsuz etki yapacağını bildiren Prof. Dr. Zengin, kardan yansıyan ışığın güneşin zararlı etkisini artıracağından, kayakçıların ve avcıların mutlaka güneş gözlüğü takmaları gerektiğini kaydetti.

Prof. Dr. Zengin, kullanılacak gözlüğün camlarının polarize özellik taşımasında büyük yarar olduğunu, gözü güneşin zararlı etkilerinden koruyacak özellikte kaliteli güneş gözlüğü tercih edilmesinin yeterli olacağını belirtti.

Kış aylarında dikkat edilmesi gereken bir başka konunun da göz kuruluğu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Zengin, şöyle devam etti:

“Kışın genelde ısıtılan ortamda bulunulduğu için göz kuruluğu riskine karşı da önlem almak gerekir. Bunun için kalorifer ya da sobayla ısıtılan yerlerde nem düzeyini artırmak için, ısıtıcının yanına ya da üzerine su dolu kaplar konarak, kapalı ortamın nem dengesi sağlanmalıdır.

İlik nakli tarihe karışıyor

Posted in Sağlık by blackdark on 2008 25, Ekim
Herhangi bir bozukluğu olmayan sperm hücresinden kemik iliği ve kan hücreleri oluşturulabilecek.
Lösemi hastalarına yeni bir umut doğdu. İngiltere Newcastle Üniversitesi’nden Prof. Dr. Karim Nayernia, herhangi bir bozukluğun olmadığı sperm hücresinden, kemik iliği ve kan hücreleri oluşturabileceklerini söyledi.

İngiltere Newcastle Üniversitesi’nden Prof. Dr. Karim Nayernia, hastanın sperm hücresinde herhangi bir bozukluk olmadığı takdirde, sperm hücresini kemik iliği ya da kan hücrelerine dönüştürebileceklerini söyledi. Henüz çalışmanın çok başında olduklarını ifade eden Prof. Dr. Nayernia, şunları söyledi:

“Kanserde bildiğiniz üzere bir genetik bozukluk var. Örneğin lösemide bozukluk kan hücresinde. Sperm hücresinde bir bozukluk yok. Burada eğer sperm hücresi iyiyse, hiçbir genetik bozukluk yoksa biz bu sperm hücresini alıyoruz. Başka bir ortamda bunu kültürlüyoruz ve daha sonra bunu lösemi hastalarında kan hücreleri haline getirip kemik iliği transplantasyonunda kullanabiliyoruz.

DONÖR YA DA BAĞIŞÇIYA GEREK KALMAYACAK

Gelecekte de bu yöntemi iyi uyguladığımız zaman lösemi hastalarına kemik iliği için bağışçı ya da donör bulunmasına gerek kalmayacak. Hastanın sperm hücresini alacağız, bu hastanın sperm hücresini kullanarak mesela kemik iliğine ya da kan hücrelerine dönüştüreceğiz ve bu hastaları tedavi edeceğiz. Çok yeni bir çalışma.”

EN GENÇ KALAN HÜCRELER SPERM HÜCRELERİ

Prof. Dr. Nayernia çalışma sırasında sperm hücrelerinin çok uzun sürede yaşlandığını da fark ettiklerini söyleyerek “İnsan vücudundaki diğer hücreler, yani sperm hücreleri dışındaki diğer hücreler yaşlanıyor ve bu yaşlanma oldukça hızlı gerçekleşiyor. Ama sperm hücresinde yaşlanma bu kadar hızlı değil, yani sperm hücresi geç yaşlanıyor” dedi. Prof. Dr. Nayernia şöyle devam etti:

“Erkeklerin sperm hücrelerinin yaşlanması oldukça uzun bir süre alıyor. Örneğin 15-16 yaşındaki bir erkeğin kemik iliği hücresine ya da kalp hücrelerine baktığımız zaman aynı yaş grubundaki erkeğin sperm hücrelerinin diğerlerinden daha genç olduğunu görüyoruz. Yani sperm hücresi yaşlanmıyor ya da genç yaşlanıyor.

Bunun nedeni de şu: sperm hücresinde genetik materyal transferi gerçekleşiyor, yani sperm hücresi bir kişinin genetik özelliklerini taşıyor ve diğer nesillere aktarmaktan sorumlu. Ama diğer hücreler bundan sorumlu değil. İşte bu genetik materyal nedeniyle sperm hücresi gerçekten yaşlanması oldukça uzun zaman alan bir hücre. Mesela burada bir hastada sperm hücresinden ürettiğimiz bir kalp hücresi o hastanın normal kalp hücrelerinden de daha genç oluyor.”

Çok kahve göğüsleri küçültüyor

Posted in Sağlık by blackdark on 2008 25, Ekim
Bir araştırmaya göre, fazla kahve içmek, kadınların göğüs ölçülerinin küçülmesine neden olabiliyor.
İsveç’te yapılan bir araştırmaya göre, fazla kahve içmek, çok sayıda kadında göğüs ölçüsünün küçülmesine neden olabiliyor.

İsveç’te yayımlanan The Local gazetesinin haberine göre, ülkenin güneyindeki Lund Üniversitesi’nden Onkolog Helena Jernstrom, kahve içmenin göğüs ölçüsüne önemli etkisi olabileceğini belirterek, bu etkinin kadınların yaklaşık yarısında bulunan bir genin sonucu olduğunu kaydetti.

Günde en az 3 fincan kahvenin kanser riskini azalttığını hatırlatan Jernstrom, büyük göğüslü kadınlarda daha fazla meme kanseri teşhisi konulduğu teorisi üzerine bu araştırmayı yaptığını belirtti. Jernstrom, kahve tüketimiyle göğüs büyüklüğü arasında doğrudan bağlantı olup olmadığına baktığını ve bu bağlantıyı bulduğunu söyledi.

Jernstrom ve ekibinin 270 kadın üzerinde yaptığı araştırma, British Journal of Cancer dergisinde yayımlandı.

Gribe karşı ‘yerli yersiz’ öpüşmeyin!

Posted in Sağlık by blackdark on 2008 25, Ekim
Kışın en sık görülen hastalıklardan olan gribin bulaşmasında öpüşme alışkanlığı önemli rol oynuyor.
Gribin bulaşmasında ”yerli yersiz” öpüşme alışkanlığının önemli rol oynadığı belirtilerek, özellikle kışın öpüşülmemesinin yararlı olacağı bildirildi.

Selçuk Üniversitesi (SÜ) Meram Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bülent Baysal, mevsimsel geçiş dönemlerinde ve kış aylarında görülen gribin iş verimini düşüren ve vücudu yıpratan bir rahatsızlık olduğunu söyledi.

Grip aşısının büyük yarar sağlayacağını belirten Baysal, özellikle kalp, akciğer, kronik böbrek rahatsızlığı bulunanlar ile küçük yaştaki çocukların grip aşısı olması gerektiğini belirtti.

Gribin bulaşmasını engellemenin yollarını anlatan Baysal, hapşırırken sol elin tersiyle ağzın kapatılması, en kısa sürede ellerin yıkanarak mikroplardan arındırılması gerektiğini ifade etti.

‘KIŞIN HİÇ ÖPÜŞMEYİN’

Gribin bulaşmasında bazı alışkanlıkların da etkili olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Baysal, şunları kaydetti:

‘Maalesef iki kişi bir araya geldiğinde, karşılaşmalarda yanaklardan öpülerek sözde sevgi gösterisinde bulunuluyor. Bu öpüşme alışkanlığı aslında bizim geleneklerimizde de yok ancak yapılmaya devam ediliyor. Gribin bulaşmasında yerli yersiz öpüşme alışkanlığı önemli rol oynuyor. Grip olmak istemiyorsanız özellikle kışın hiç öpüşmeyin. Bu alışkanlığı bırakırsak, grip olma ya da gribi bulaştırma olasılığımız azalacak. Ancak, yerleşmiş öpüşme alışkanlığını kısa sürede terk etmek de kolay değil.’

Uzun süreli bel ağrıları

Posted in Sağlık by blackdark on 2008 25, Ekim
Uzmanlar, 3 aydan fazla süren ağrıların bazı hastalıkların habercisi olabileceğini vurguladı.

Her 200 kişiden birinde iltihaplı bel romatizması görülüyor.
Yaşlılarda görülen bel ağrısının bazen kanser habercisi olabileceği vurgulandı.
Yavaş başlangıçlı olan, şiddeti azalıp artabilen, uyuşma ve güç kaybına neden olan, ters bir hareket sonucu ortaya çıkmayan ve 3 aydan fazla süren bel ağrısının, iltihaplı bel romatizması hastalığının habercisi olabileceği belirtildi.

Antalya’da düzenlenen 10. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi’ne katılan Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. İhsan Ertenli, insanların yüzde 80′inin yaşamlarının bir döneminde bel ağrısıyla karşılaştığını, ancak bunların yüzde 90′nın omurganın yanlış kullanılmasından kaynaklandığını söyledi.

Ters bir harekete bağlı ortaya çıkabilen ”mekanik” bel ağrısının, hareket ettikçe arttığını, yatarak dinlenildiğinde ise geçtiğini belirten Ertenli, ”Mekanik bel problemleri genellikle bir hafta 10 gün içerisinde kendiliğinden geçer. Bunlara, ağır yük kaldırma, uzanma, diz çökmeden bel bölgesinden eğilerek yerden bir şey almaya çalışma, ağır bir yükü itme-çekme, yanlış yatış pozisyonu gibi omurga için ters hareketler yol açabiliyor” diye konuştu.

Ertenli, yavaş başlangıçlı olan, şiddeti azalıp artabilen, uyuşma ve güç kaybına neden olan, ters bir hareket sonucu ortaya çıkmayan ve 3 aydan fazla süren bel ağrısının, iltihaplı bel romatizması hastalığının habercisi olabileceğini belirtti.

İltihaplı bel romatizmasında, ağrının dinlenme sonrasında arttığına dikkati çeken Ertenli, sabah uyanıldığında hissedilen şiddetli ağrının yürüdükçe azalmasının ve özellikle gece uykudan uyandıran ağrıların ihmal edilmemesi gereken belirtiler olduğunu bildirdi.

Ertenli, hastalığın omurgayı eğdiğini ve hareket etmesini engellediğini ifade ederek, ”Bu hastalar, omurgalarını oynatamadıkları için sağlıklı bireyler gibi serbest hareket edemezler. Omurga eğildiği için aşırı kambur dururlar, sırtlarını doğrultamazlar” dedi.

‘20-40 YAŞLARINDA SIK GÖRÜLÜYOR’

Hastalığın ”genç hastalığı” olduğunu ve genellikle 20-40 yaşları arasında sık karşılaşıldığını belirten Ertenli, her 200 kişiden birinde iltihaplı bel romatizması görüldüğünü, biyolojik yapısından ötürü erkeklerin bu hastalığa yatkınlığının kadınlardan 4 kat daha fazla olduğunu söyledi.

Ertenli, erken teşhis ve tedavi yapılmadığında, omurganın tamamen hareketsiz hale geldiğini vurgulayan Ertenli, hastalığın temel tedavisinin ilaçla yapıldığını, bunun fizik tedavi yöntemleriyle desteklendiğini söyledi. Ertenli, ilaç tedavisinin ömür boyu sürdüğünü, dönem içinde dozunun azalıp artabildiğini ifade etti.

NEMLİ HAVA AĞRIYI DAHA ÇOK HİSSETTİRİYOR

İklim özelliklerinin hastalığın ortaya çıkışında etkili olmadığını belirten Ertenli, ”Ancak ağrının hissedilmesinde bir etken olabilir. Bazı hastalarda nemli havalar, ağrıların daha çok hissedilmesini neden olabiliyor” dedi.

Ertenli, her ağrıda, hücrelerin elektromagnetik potansiyelini değerlendirerek anatomik yapılan görüntüleme yöntemine (MR- Magnetik Rezonans) başvurulmasının gereksiz olduğunu ifade ederek bir haftanın üstünde devam eden, kas gevşetici tedaviler sonrasından geçmeyen ağrı halinde MR çektirilmesinin uygun olduğunu söyledi.

‘YAŞLILARDA BEL AĞRISI KANSER HABERCİSİ OLABİLİR’

Yaşlılarda görülebilen bel ağrısının da kesinlikle ihmal edilmemesi gerektiğini dile getiren Ertenli, kemiklerde hissedilen ağrıların bazı kanser hastalıklarının habercisi olabileceğine dikkati çekti.

Ertenli, 65-70 yaş üstündekilerde osteoporoz ve kemik erimesine bağlı kırıklar olabileceğini belirterek, ”Kan hücrelerinden kaynaklanan bir tür kanserin ya da diğer kanser türlerinin omurgaya yayılmış hali olabilir” dedi.

Ateş, halsizlik, kilo kaybı, geçmeyen ağrı ve kan değerlerinin yüksek çıkmasının incelenmesi gerektiğine işaret eden Ertenli, kanser hastaların bu tür belirtilere karşı çok daha hassas olması gerektiğini sözlerine ekledi.

‘KASLAR GÜÇLENDİRİLMELİ’

Ertenli, vücut kaslarının güçlü olmasının bel ağrılarının azalmasına faydalı olduğunu belirterek, yürüyüş, hafif tempolu koşu, yüzme gibi düzenli egzersizlerin haftada 3 gün 45′er dakika yapılmasını tavsiye ettiklerini söyledi.

Bu hastaların, evde spor yaparken bel bölgesini koruyan mekik aletleri kullanmasının uygun olduğunu belirten Ertenli, ağırlık kullanılan çalışmalardan kesinlikle kaçınılması gerektiğini kaydetti.

Ertenli, bel bölgesine fazla yük bindirilmemesi, mevcut kemik yoğunluğunun korunması, sağlıklı ve dengeli beslenme, uygun vücut kilosu ile yeterli kalsiyum ve D vitamini alınmasının önemine işaret etti.

Aspirinin kalbe zararı olabilir

Posted in Sağlık by blackdark on 2008 25, Ekim
Kalp krizini önlemek için düzenli olarak Aspirin kullanmasının yarardan çok zarar getirebileceği bildirildi.
British Medical Journal’da yayımlanan araştırmada, sağlıklı orta yaş grubundaki insanlarda Aspirin’in önlem olarak alınmasının bir faydasının görülmediği belirtildi. Buna mukabil ilacın mide kanaması riskini artırdığı hatırlatıldı.

40 yaş üzerindeki 1. veya 2. tip diyabet hastası olup daha önce kalp krizi geçirmemiş kişiler üzerinde araştırmanın yapıldığı 8 yıl boyunca, kalp krizi veya inme riskinde, Aspirin kullananlarla kullanmayanlar arasında fark görülmediği belirlendi.

Şeker hastalığı bulunanların ileride ortaya çıkabilecek kalp krizi veya inme riskine karşı Aspirin kullanması tavsiye ediliyordu.

MİDE KANAMASINA DA NEDEN OLABİLİR

Araştırmanın başkanı Prof. Jill Belch, mide kanamasına yol açabilen Aspirin’i önleyici olarak kullanmadan önce düşünmek gerektiğini belirterek, mide kanamasının en yaygın nedenlerinden birinin bu ilaç olduğunu söyledi.

Ancak uzmanlar ilacın yine de yüksek riskli gruplar açısından faydalı olduğunu belirttiler. Kalp krizi veya inme geçirmiş veya koroner arter hastalığı teşhisi konmuş bulunanlar açısından Aspirin’in gelecekte bu hastalığın tekerrür etmesi riskini yüzde 25 oranında azaltabileceği bildirildi.

Dundee Üniversitesi Kardiyovasküler Araştırma Enstitüsü’nden Belch, “Kalp krizi veya inme geçirdiğiniz için veya dolaşımla ilgili sorunlarınız olduğu için ikincil önleyici olarak Aspirin kullanıyorsanız, o zaman işe yarar. Ama bu sorunlardan hiçbiri yoksa işe yaramaz. Sağlıklı orta yaştaki insanların kullanmasının yararı konusunda hiçbir delil yok” dedi.

Bununla birlikte Belch, doktorlarının Aspirin kullanmalarını tavsiye ettiği hastaların, doktorlarına danışmadan ilacı kullanmayı bırakmamalarını da istedi.

B12 eksikliği öldürücü olabilir

Posted in Spor by blackdark on 2008 25, Ekim
B12 vitamini eksikliği alzheimer, depresyon ve osteoropoz gibi pek çok hastalığı neden oluyor.
Bugüne kadar üzerinde çok durulmayan, sadece “kansızlık” yaptığına inanılan B12 eksikliği, tıp dünyasında pek çok kronik hastalığın nedeni olarak kabul edilmeye başlandı.

Herald Tribune’de yer alan bir makaleye göre 60 yaşlarındaki 107 yaşlı üzerinde yapılan bir araştırmada, B12 eksikliğinin beyin küçülmesine neden olduğu ortaya çıktı. Bu araştırma tıp dünyasında büyük yankı uyandırdı. Yapılan kan testleri vücuttaki B12 eksikliğini gösteriyor.

Ancak tıp dünyası şimdi yeni araştırmalarla B12 seviyesinin normal değerinin aslında düşük olduğunu savunuyor. Kansızlığa neden olduğu düşünülen miktarın bile beyinde kalıcı hasar yapabileceği üzerinde duruyor.

KIRMIZI ETTE BULUNUYOR

Birçok doktor 50 yaşın üzerinde B12 alımını artırmayı öneriyor. Fazlasının kimseye zararı olmadığı üzerinde duruluyor. Hayvansal gıdalarda, kırmızı ette, B12 katkılı müslilerde bulunan B12′yi özellikle vejetaryen beslenen kişilerin ek olarak alması öneriliyor. Düşük seviyede mide asidine sahip olanlar, gastrit hastaları, reflüsü bulunanlar B12 eksikliği için en büyük risk grubunu oluşturuyor.

Şununla etiketlendi:, , ,

Alkol beyni küçültüyor

Posted in Sağlık by blackdark on 2008 25, Ekim
Yapılan bir araştırmaya göre, alkolün beyinde küçülmeye yol açtığı tespit edildi.

Araştırma, kadınların beyninin alkolden daha çok etkilendiğini ortaya koydu.
Bazı bilim adamlarının az miktarda alınan alkolün, kalp ve damar fonksiyonlarını iyileştirdiği gerekçesiyle, normalde insan yaşlandıkça beyin hacminin 10 yılda bir yüzde 2 oranında azalması sürecini yavaşlattığını savunmalarına karşın, ABD’de yapılan son araştırmada bu teorinin tersine bulgular elde edildi.

Araştırmada, 1999 ile 2001 yılları arasında 2 bin yetişkinin içki alışkanlıkları ve beyin hacimleri ile içki içen ve içmeyenlerin beyinlerinin MR görüntüleri incelendi.

Beyinleri kafataslarını kaplama oranı hiç alkol almayanlarda yüzde 78,6, alkolü bırakanlarda yüzde 78,2, mutedil içenlerde yüzde 77,8 ve çok içenlerde yüzde 77,2 olarak belirlendi.

Araştırmacılar, Archives of Neurology dergisinde yayımladıkları makalede, bu çalışmanın kamu sağlığına alkol tüketiminin muhtemel tehlikeleri konusunda açık bir mesaj olduğunu belirterek, “Bu çalışma, kalp ve damar hastalıkları ile irtibat kurulmadığında, alkol tüketiminin beyin hacmini koruyucu hiçbir etkisi bulunmadığını göstermekte” dediler.

KADINLAR ALKOLDEN DAHA ÇOK ETKLİLENİYOR

MR görüntülerinde kadınların beyninin alkolden daha çok etkilendiği saptanırken, araştırmacılar bunu kadının daha küçük vücut yapısına sahip olması ve alkolün etkilerine karşı daha hassas olmasına bağladı.

Şununla etiketlendi:, , , , , ,

Daha etkili antibiyotikler geliyor

Posted in Sağlık by blackdark on 2008 25, Ekim
Araştırmacılar, yeni sınıf antibiyotiklerin geliştirilmesinin yolunu açan bir antibiyotik mekanizması buldu.
Verem mikrobu gibi tedaviye direnç gösteren hastalık yapıcılara karşı daha etkili yeni sınıf antibiyotiklerin geliştirilmesinin yolunu açan bir antibiyotik mekanizması bulundu.

Araştırmacılar, 3 antibiyotiğin (miksopronin, korallopironin ve ripostatin)bakterileri yok ederken nasıl “hareket ettiğini” ortaya çıkardı.

Bu kimyevi bileşenlerin doğal olarak bazı bakterilerden meydana geldiğini, bu bakterilerin diğer bakterilerdeki RNAP adı verilen bir enzimi engelleyerek başka bakterileri öldürdüğünü belirten araştırmacılar, enzimin DNA bilgilerini RNA’ya (DNA’nın protein üretimindeki işlevini yerine getirebilmesi işlevini yürüten “ara molekül”, ribonükleik asit) tekrar kopyaladığını belirttiler. Araştırmada, bu proteinler olmadan bir bakterinin çoğalamayacağı kaydedildi.

Rutgers Üniversitesi’ne bağlı Howard Hughes Tıp Enstitüsü’nden Richard Ebright, dünyada ölümlerin dörtte birinin enfeksiyon hastalıklarına bağlı olduğu ve antibiyotiklere dirençli bakterilerin yol açtığı enfeksiyonların sayısının arttığı göz önüne alındığında, bunun çok önemli bir gelişme olduğunu ifade etti.

Ebright, 60 yıldır antibiyotiklerin enfeksiyon hastalıklarına karşı kullanılan en etkili silah olduğunu ancak bu etkinin artık “çökmeye başladığını”, bu nedenle acilen yeni antibiyotiklerin ve yeni hedeflerin geliştirilmesine ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

Üzerinde çalışılan yeni sınıf antibiyotiklerin, özellikle tedavisi zor, gelişmekte olan ülkelerde yaygın olan vereme karşı daha etkili ve daha kısa süreli tedavi sağlayabileceği vurgulandı.

Verem tedavisinin en önemli unsurunun şu an 6 ay olan tedavi süresini diğer enfeksiyonlardaki gibi 2 haftaya indirmek olduğunu belirten Ebright, 2 haftalık verem tedavisi geliştirildiği takdirde enfeksiyonun kökünün kazınabileceğine dikkati çekti.

Araştırma “Cell” dergisinin internet sitesinde yayımlandı.

Dünya Sağlık Örgütü uyardı

Posted in Sağlık by blackdark on 2008 25, Ekim
Dünya Sağlık Örgütü, dünyada sağlık hizmetleri konusunda “büyük eşitsizlikler” olduğunu açıkladı.

Sıtma hastası Afrikalı bir çocuk.
DSÖ’nün 1978 yılında Kazakistan’ın Almatı kentinde düzenlenen konferansın 30. yıl dönümü dolayısıyla bugün yayımladığı raporunda, sağlık hizmetlerini alma konusunda 1978 yılına göre çok büyük eşitsizlikler olduğunu belirtildi.

“Temel Sağlık Hizmetleri” başlıklı raporda, zengin ve yoksul ülkelerde ortalama yaşam süresindeki farkın artık 40 yılı aştığına dikkati çeken örgüt, bu yıl doğum yapacağı tahmin edilen 136 milyon kadından yaklaşık 58 milyonunun doğum esnasında ve sonrasında tıbbi yardım alamayacağını, bunun da kadın ve çocukların hayatının tehlikeye atıldığı anlamına geldiği vurgulandı.

Kamu sağlığı harcamalarının, her yıl kişi başına 20 dolar ile 6 bin dolar arasında değiştiğinin belirtildiği raporda, kişisel sağlık harcamalarının her yıl 100 milyon kişiyi yoksulluk eşiğinin altına ittiği, sanayi ülkeleri dışında yaşayan 5 milyar 600 milyon kişiden yarısının sağlık ihtiyaçlarını kendi cebinden karşılamak zorunda kaldığı kaydedildi.

Raporda, sağlık sektörünün dünyanın değişimine verdiği yanıtın “yetersiz ve tecrübesizce” olduğu, sorunların önceden görülemediği ve küresel çareler bulunamadığı ifade edildi.

Ülkeler arasında ve bazı durumlarda kentlerin içinde bile sağlık hizmetleri konusunda çok büyük farklar olduğuna işaret edilen raporda, Kenya’nın başkenti Nairobi örneği verilerek, bu kentteki yüksek gelirlilerin yaşadığı bölgede 5 yaşın altındaki bebek ölümlerinin oranının binde 15′in altında olduğu, aynı kentteki gecekondu mahallesindeyse bu oranın binde 254′e çıktığı belirtildi.

Sağlık hizmetlerini alma konusundaki eşitsizlik, sağlığa ayrılan bütçenin ve sağlık hizmetlerine güvenin azalmasının sosyal istikrarı tehdit ettiğinin açıklandığı raporda, temel sağlık hizmetlerinin değerleri, ilkeleri ve yaklaşımlarının bugün hiç olmadığı kadar güncel olduğu kaydedildi.

Raporda, sağlık hizmetlerine erişim konusundaki eşitsizliğin genellikle sağlık konusuna “ticari bir ürün” gibi bakıldığı durumlarda ortaya çıktığı, bunun sonucundaysa gereksiz testler ve prosedürlerin uygulandığı, daha sık ve uzun hastanede kalımların görüldüğü, daha yüksek fiyatların çıkarıldığı ve masrafları karşılayamayacak olanların dışlandığı vurgulandı.

DSÖ Başkanı Margaret Chan, Almatı kentinde, raporun açıklanması sırasında yaptığı konuşmada, “Sağlık konusunda büyük ölçüde dengesiz olan bir dünyanın istikrarlı ve emin olmayacağı” uyarısında bulunarak, mümkün olan en kısa sürede temel sağlık hizmetleri ilkelerine geri dönülmesi tavsiyesinde bulundu.

Raporda son olarak hükümetler hedef alınarak, uygun kararların “kesin olarak” alınması gerektiği belirtildi.

DSÖ’nün 1978′deki konferansında, sağlık hizmetlerini daha geniş bir tabana yayabilmek için çocuk sağlığı, aile planlaması, sağlık eğitimi, çevre sağlığı ve temizlik, beslenme, salgın hastalıkların önlenmesiyle ilgili olarak “Temel Sağlık Hizmetleri” bildirisi yayınlanmıştı.

Toplum hekimliğine ağırlık verilmesinin gerekliliğinin vurgulandığı bildiride, sağlık hizmetlerinin sunumunda, aile düzeyinde ve bütünsel bir yaklaşıma ağırlık verilmesi, bütünleşme ve koordinasyonun toplumun katılımıyla olması öngörülüyordu.