Güzellik İksiri Vitaminler

Sağlığın yanı sıra güzellik iksiri görevi de gören meyve ve sebze suları, içerdikleri vitaminlerle saç, tırnak, cilt şikayetlerini de ortadan kaldırıyor.
İyod guatrı önler.
A vitamini görmeyi kuvvetlendirir.
B vitamini sinirler için önemlidir.
C vitamini vücudun direncini kuvvetlendirir.
Elma suyu: Potasyum, magnezyum, kalsiyum ve K vitamini içerir. Bağırsakları düzeltir, cildi temizler.
(İster sebze, ister meyve suyu olsun, bunların suları sıkılır sıkılmaz içilmelidir. Aksi halde vitaminler ışığa ve havaya karşı hassas olduklarından hemen yok olurlar.
Ananas suyu: Bol miktarda kalsiyum, magnezyum, iyod ve demir vardır.
Ahududu suyu: C vitamini ve demir yönünden zengindir. Göz çevresindeki çizgileri kaybettirir.
Muz suyu: Tam bir sağlık kaynağı. Potasyum, magnezyum ve demirin yanı sıra bol miktarda B vitamini içerir. Adaleleri kuvvetlendirir.
Kayısı suyu: Karotin bombasıdır. Bol miktarda mineral ve vitaminlerle tanınır.
Kiraz suyu: Sağlıklı yapan içerdiği kalsiyum, potasyum ve karotin.
Portakal suyu: Kalsiyum, magnezyum ve C vitamini deposu. Dolaşım rahatlar, cilt pembeleşir.
Üzüm suyu: Potasyum, kalsiyum ve fosfor içerir.
Çilek suyu: İçindeki potasyum vücuttaki fazla suyu alır, daha zayıf görünmemizi sağlar.
Rezene – salatalık suyu: Kramp çözücüdür. 4 tatlı kaşığı rezene ile hazırlayacağınız çaya 1 litre sıcak su döküp 5 dakika bekletin. Şekerle tatlandırın. İçine 2 ufak salatalık rendeleyin, kıyılmış dereotu katın ve soğuk olarak için.
Pancar suyu: Kan yapar.
Yeşil üzüm – muz kokteyli: 250 gram üzümle 2 adet muzu püre yapın. 1 limonun suyunu ve 3 / 4 litre soğuk sütü katın. Şeker ve vanilyayla tatlandırın. Bu karışım hazmı kolaylaştırır.
Kavun – kereviz suyu: Kuvvet verir. Kuşbaşı kestiğiniz kerevizi çekirdekleri çıkarılmış kavunla karıştırıp, balla tatlandırın.
Kereviz suyu: Kalsiyumu, kemik ve adaleye doping yapar.
Multivitamin suyu: Elma ve portakal suyu karışımı. Çoğu zaman muz ve üzüm suyu da ilave edilir. Ve bir bardak vitamin bombası günlük vitamin ihtiyacının üçte birini kaplar.
Sırt ve Bel Ağrıları

Teknolojinin artmasıyla masa başı çalışmaları, hareketsizlik ve emosyonel gerginlik sonucu sırt ağrılarında artış olmuştur. Bu ağrılar tedavi yöntemlerine cevap vermemekte ve yaşam kalitesini azaltmaktadırlar.
Kronik ağrı, tutukluluk ve yorgunluk belirtileri sabahları daha belirgindir. Yakınmalar; soğuk, dinlendirmeyen uyku, fiziksel ve ruhsal yorgunluk, aşırı fiziksel aktivite ve hareketsizlikle artar; sıcak ve kuru hava, sıcak duş veya banyo, masaj, orta dereceli aktivite veya tatile çıkmakla azalır
Sırt ağrılarının sebepleri nelerdir?
Sırt ağrısının bir çok sebebi vardır.
* stres ( sabah yorgunluğu, bitkinlik, yaygın başağrıları)
* duruş bozuklukları( bilgisayar kullanma, şoförlük)
* kamburluk
* omurganın yana eğrilikleri
* juvenil kifoz(özellikle gelişme döneminde erkek çocuklarda görülen bir çeşit kamburluk)
* hiparostosis ( daha çok erkeklerde görülen bir çeşit kireçlenme )
* iç organlardan yansıyan ağrılar
* interkostol nevralji
* sırt bölgesinde fıtık ve kireçlenmeler boyun bölgesindeki fıtık ve kireçlenme ağrılarının sırta yansıması ( bu durumda özellikle kürek kemikleri arasında ve altında ağrı olur )
* osteoporoz ( kemik erimesi )
* iltihaplı romatizmalar ( ankilozan spondilit )
* multipl miyelom ( bir çeşit kemik tümörü )
* kemik tüberkülozu
* çökme kırıkları
* iyileşmiş omurga kırıkları
Sırt ağrıları hangi durumlarda tehlikelidir?
* şiddetli ağrı
* gece terlemesi
* zayıflama
* boy kısalması
* bacaklarda kuvvet kaybı, uyuşma
* kan tahlilinde yüksek sedimantasyon, idrarda protein
* solunum sıkıntısı
Sırt ağrısına yukarıda bulgular ve belirtiler eşlik ediyorsa durum ciddiye alınmalı ve mutlaka ileri tetkikler yapılmalıdır.
Sırt ağrıları büyük çoğunlukla mekanik, dejeneratif bozukluklar ya da bel veya boyundan yayılan ağrılara bağlıdır.
Tedavi nasıldır
Mekanik ve dejeneratif bozukluklara bağlı sırt ağrılarının tedavileri birbirine benzer. Kas gevşeticiler, antiromatizmal ilaçlar, yüzeysel etkili pomatlar, ağrı kesiciler ve antidepresan ilaçlar en sık kullanılan ilaçlardır. Sırt ekstansiyon egzersizleri, bel fleksiyon egzersizleri, boyun egzersizleri ve omuz kaslarını kuvvetlendirici egzersizler en sık yapılan egzersizler. Fibromiyalji ve miyofasial ağrılı hastalarda tetik nokta enjeksiyonları ve soğuk spray uygulamaları oldukça faydalıdır.
Fizik tedavi uygulamaları çoğu hasta için tedavi edicidir. Mekanik ve dejeneratif hastalıkların dışındaki hastalıklar sebeplerine göre tedavi edilirler.
Japonların muz diyeti

TOKYO – Japonya’da muz diyeti çılgınlığı başladı. Muz diyetine başlamak isteyen binlerce Japon, marketlerde muz bulamamaktan şikâyetçi. Sumiko Watanabe adlı bir eczacının ’Sabah Muz Diyeti’ adlı çok satan kitabında sözünü ettiği diyette esas olan sabah kahvaltısını bir muz ve oda sıcaklığında bir bardak suyla tamamlamak. Gün boyu tok tutan muz sayesinde diğer öğünler az miktarda yeniyor. Diyet sırasında tatlı yemek yasak.
Saat 20.00’den sonra herhangi bir şey tüketilmemesi ve yatağa erken girilmesi tavsiye ediliyor. Bir Japon kadın şarkıcının altı haftada yaklaşık yedi kg. verdiğini duyan Japon kadınları marketlerde muz bırakmayınca, Filipinlerden yapılan muz ithalatında da artış yaşanmaya başladı. Yetkililer, muz tüketiminde geçen yıla göre yüzde 80 oranında artış olduğunu söylüyor. Bu diyetin bilinen bir zararı yok ancak yine de doktor kontrolü olmadan uygulanmaması gerekiyor. (ap)
Bitkisel karışımlar kötü sonuçlar doğurabilir
Alternatif tıp merkezleri, A ve D vitamini içeren bitkisel ilaçları ‘mucize’ olarak nitelendirerek hastalara satarken; bilinçsiz kullanımın doğuracağı kötü sonuçlar konusunda uzmanlar vatandaşları uyarıyor.
Türkiye’ye çeşitli yollarla sokulan ve bitkisel olduğu ileri sürülen karışımların kullanımı birçok ilde olduğu gibi Antalya’da da arttı. Alternatif tıp merkezleri, A ve D vitamini içeren bitkisel ilaçları ‘mucize’ olarak nitelendirerek hastalara satarken; bilinçsiz kullanımın doğuracağı kötü sonuçlar konusunda vatandaşları uyaran uzmanlar, “İçeriği belirsiz karışımları kullanmayın” diyor.
Reçetesiz olarak hastalara sunulan ve halk karasında ‘her derde deva’ olarak nitelendirilen ürünlerin içeriğinde ne olduğunun kesinlikle bilinmediğini söyleyen Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Gültekin Süleymanlar, özellikle A ve D vitaminlerinin gereğinden fazla tüketilmesinin hayati organlara büyük zararlar vereceğini belirterek, “Bu risklere rağmen komşu tıbbının bilimin önüne geçmesi bizi düşündürüyor” dedi.
Özellikle kanser hastalarına önerilen ürünlerin içeriği hakkında yeterli araştırma yapılmadığını kaydeden Prof. Dr. Süleymanlar, bu karışımların hastalar tarafından kullanılmasını benimsemediklerini vurguladı. Prof. Dr. Süleymanlar, “Tüm olumsuzluklara rağmen bu sektörün gelişiminin önüne geçilemiyor. Bir manada bilimsel tıpla, alternatif tıp rekabet ediyor. Ama bu rekabetten zararlı çıkan hastalarımız oluyor” dedi.
REÇETESİZ SATILIYOR
Bu ürünlerin reçetesiz olarak hastalara verildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Gültekin Süleymanlar, “İçinde ne olduğunu bilmediğiniz ilaçların hastalar tarafından kullanıldığını bilmek bir tıp adamı için çok acı verici oluyor. Özellikle kanser hastaları üzerinde kullanılan ilaçların nasıl bir etkisi olduğu hala tartışılıyor. Buna rağmen Türkiye, bu ilaçları reçetesiz olarak hastalarına sunuyor” diye konuştu.
DOĞAL BESLENİN
Tıbbi sorunlarını bu tür yöntemlerle çözmeye çalışan hastaları uyaran Prof. Dr. Süleymanlar, “Sebze, meyve gibi doğal ürünler konusunda çok zengin bir olan Antalya’da, doğal olduğu iddia edilen karışımlara para vermek çok anlamsız. Hastalarımız doğal ürünlerle beslenerek yüzlerce lira para vererek aldıkları riskli ürünlerden kurtulabilirler” dedi.
Kulak Ağrısının Tedavisinde Bulunması Gereken Şifalı Bitkiler

Kulak iltihabı sağlığı, kulak iltihabı hastalıkları, kulak iltihabı tedavisi ve şifalı bitkiler
Kulak iltihabı
Ortakulakta veya kulak arkası kemikte görülür. Vakit geçirilmeden doktora başvurmak gerekir. – Ortakulak İltihabı Bademcik veya gırtlakta meydana gelen iltihaplar grip, kızamık, kuşpalazı, kızıl gibi hastalıklar ortakulağın iltihaplanmasına neden olabilir. Hastada, yüksek ateş ve kulak ağrısı görülür. Kulağa sıcak pansumanlar yapmak, ağrıları dindirir. – kulak Arkasındaki Kemiğin İltihabı Nedeni, genellikle ortakulaktaki iltihabın, kulak arkasındaki kemiğe doğru yayılmış olmasıdır. Hastada ateş, kulak ağrısı, koyu kulak akıntısı, halsizlik görülür. İşitme azalır. Çaresi ameliyattır.
sanalgundem.com
KULAK AĞRISI
Tanımı: Dış kulak, orta kulak ve iç kulaktaki bir rahatsızlığa bağlı bulunabileceği gibi, başka bir hastalığın da habercisi olabilir.
Nedenleri: Tanınıda da bahsettiğimiz gibi, direkt kulakla ilgili bir sorun yüzünden veya boyun ve kulak bölgesine yakın lenf bezlerinin bir sorunu, bademcik iltahabı, çene kemiğinde bir deformasyon, diş ağnsı gibi nedenler sıralanabilir. Bunlann haricinde dışarıdan bir darbenin kulağa vermiş olduğu zarara da bağlı bulunabilir. Tedavisi nedenin tedavisidir. Uzman bir doktora danışmakta fayda vardır.
Öneriler: Bir miktar taze ısırgan yaprağı temizlenip yıkandıktan sonra nemli halde mikserden geçirilerek katlanmış bir tülbentin arasına, sulu lapa haline gelmiş posayla birlikte bırakılıp, ağrıyan kulağın arka tarafına tampon yapılır.
* Küçük bir baş soğan kabuklarından temizlendikten sonra mikserde geçirilerek bir tülbent yardımıyla suyu çıkartılır ve küçük bir pamuğun üzerine 2-3 damla damlatıldıktan sonra ağrıyan kulağın içine tampon yapılır.
* Küçük bir siyah turp kabuklan soyulur ve mikserden geçirilerek bir tülbent yardımıyla sıkılıp suyu elde edildikten sonra 2-3 damla ağrıyan kulağın içine damlatılır. Damlatılacak suyun içinde kesinlikle tortu olmamalıdır.
* Bir miktar maydanoz temizlenip yıkandıktan sonra nemli halde mikserden geçirilerek katlanmış bir tülbentin arasına, sulu lapa hajine gelmiş posayla birlikte bırakılıp, ağrıyan kulağın arka tarafına tampon yapılır.
* Bir miktar taze öksürük otu temizlenip yıkanıp, nemli halde mikserden geçirilerek bir tülbent yardımıyla sıkılıp suyu elde edildikten sonra 2-3 damla ağrıyan kulağın içine damlatılır. Damlatılacak suyun içinde kesinlikle tortu olmamalıdır.
* Bir miktar taze ebegümeci temizlenip yıkandıktan sonra nemli halde mikserden geçirilerek katlanmış bir tülbentin arasına, sulu lapa haline gelmiş posayla birlikte bırakılıp, ağnyan kulağın arka tarafına tampon yapılır.
* Bir miktar sarımsak kabuklarından temizlendikten sonra mikserde geçirilerek bir tülbent yardımıyla suyu çıkartılır ve küçük bir pamuğun üzerine 2-3 damla damlatıldıktan sonra ağrıyan kulağın içine tampon yapılır.
* Küçük bir elma kabuklarından temizlendikten sonra mikserde geçirilerek bir tülbent yardımıyla sıkılıp suyu elde edilir ve 3 damla ağrıyan kulağın içine damlatılır. Damlatılacak suyun içinde kesinlikle tortu olmamalıdır.
* Küçük bir cezvenin içine ince kıyılmış bir avuç papatya katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek ağrıyan kulağın içine 2-3 damla damlatılır. Damlatılacak suyun içinde kesinlikle tortu olmamalıdır.
* Bir miktar nane yıkanıp temizlendikten sonra nemli halde mikserde geçirilerek bir tülbent yardımıyla suyu çıkartılır ve küçük bir pamuğun üzerine 2-3 damla damlanldıktan sonra ağrıyan kulağın içine tampon yapılır.
* Bir çay kaşığı sirke ile yanm çay kaşığı gülyağı karıştırılıp ağrıyan kulağın içine 2-3 damla damlatılır.
* Bebeğin kulak ağnsı olduğunu hissetmeniz durumunda 2-3 damla anne sütü damlatılır.
* Bir cezvenin içine bir avuç ince kıyılmış pelin otu katılıp kaynarken çıkan buharına kulak tutulur.
saglikbilgilerim.com
Çoban süzeği (kaz otu), Üzüm, Tatlı nar, Beyaz hardal (İngiliz hardalı), Kantaryon, Bal
Hazırlanış Şekli:
* Çoban süzeğinin meyvesi ve dallarından ezilerek elde edilen sıvıya ilave edilir. Hazırlanan karışım tülbentte bir kaç defa süzüldükten sonra dinlendirilir. Dinlendirilen bu sıvıdan günaşırı sabah ve akşam ağrıyan kulağa üç beş damla damlatılır.
* Tatlı nar taneleri bal ile ezildikten sonra elde edilen karışım lapa kıvamına gelinceye kadar beyaz hardal tozu ilave edilerek üzüm şurubu ile yoğrulur. Elde edilen lapa ısıtılmış bezin üzerine yaydırılır ve kulak üzerine konarak sarılır.
* Kantaryon kökü havanda dövülerek ezilir. Posadan sıkılarak elde edilen öz sudan üç beş damla pamuğa damlatılır. Kulağa yapılan ılık su kompresinden sonra ilaçlanan pamuk ağrıyan kulağa konur.
Melisa çayı iç, rahat uyu

melisa çayı,stresten mide rahatsızlıklarına, baş ağrısından iştahsızlığa kadar birçok hastalığın tedavisinde etkili olan doğal bir ilaçtır.
Halk arasında “oğul otu”, “limon otu”, “kovan otu”, “limon nanesi” ve “acem otu” gibi adlarla da bilinen melisa, stresten mide rahatsızlıklarına, baş ağrısından iştahsızlığa kadar birçok hastalığın tedavisinde etkili olan doğal bir ilaçtır. Özellikle yorgun ve stresli geçen bir günün ardından, içeceğiniz iki fincan (yaklaşık bir su bardağı) melisa çayı, rahat ve deliksiz bir uyku çekmenizi sağlayacaktır. Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü uzmanı Dr. Oya Kaçar da, eski çağlardan beri sinirleri yatıştırıcı özellikleri olduğu bilinen “melissa”nın, hiç bir yan etkisi olmadığı için birçok ülkede stres kaynaklı uykusuzluk durumlarında, bir ilaç gibi kullanılmakta olduğunu belirtiyor.
STRES İLACI GİBİ
Yatıştırıcı, temizleyici, yenileyici ve dinçleştirici etkilerinin yanısıra, melissanın antiseptik (mikrop kırıcı) özelliğinin de çok yüksek olduğunu belirten Dr. Oya Kaçar, bu harika bitkinin faydaları konusunda da şunları söylüyor: “Yapılan araştırmalar, melisanın 20. asrın hastalığı olan stres ve kalp hastalıklarının tedavisinde kullanılabileceğini göstermiştir. Ayrıca rahim ve sindirim sistemlerini hastalıklara karşı korur. Vücudu kuvvetlendirerek bitkinlik ve halsizlikleri giderir. Spazm çözücüdür. Ruhsal ve fiziksel sakinleştiricidir. Hazmı kolaylaştırır. Karın-mide ağrısı ve ishalin tedavisine yardımcı olur. Bağırsak gazlarını giderir. Cildi güneşin zararlı ışınlarından korur.”
KOZMETİKTE ÖNEMLİ
Kalp hastalıklarının tedavisinde de olumlu sonuçlar verdiği belirlenen melissa, kokulu bir bitki olduğu için, kozmetik sanayiinde de önemli bir yeri bulunmaktadır. Özellikle, yağlı saç şampuanlarında, yıpranmış, cansız ve güçsüz saç losyonlarında, ağız hijyen ürünlerinde, yağlı ciltler için temizleme maskelerinde, yaşlanmış ve yıpranmış ciltler için yenileyici kremlerde ve hassas cilt losyonlarında kullanılmaktadır…
Kırışıklıkları yok ediyor
Cildin parlak, kırışıksız ve duru olması herkesin arzusudur. Melisa bu konuda yararlanabileceğiniz harika bir bitkidir… Gerçekten de melissanın yaprakları ve tomurcukları, içerdikleri madensel tuzlar ve yağlar sayesinde cildi tazeler, yaşlanmasını geciktirir ve ince kırışıklıkları giderir. Bu şifalı bitki ile yapılacak toniği uygulamak da oldukça kolay: Bir tas kaynamış suya bir avuç melissa koyun. Bir-iki dakika kaynattıktan sonra, yüzünüzü bu suyun buharına tutun. Bu işlemi 10 dakika sürdürün. Buhardan sonra melissa ile yapılmış olan yüz toniği ile cildinizi hafif masaj yaparak yıkayın. Pamuğu toniğe batırıp bol sulu bir biçimde hafif hafif bastırarak yıkamak daha uygundur. Yüz toniğini hazırlamak da çok kolay. Bir su bardağı ölçüsünde kaynar suya bir çorba kaşığı melissa koyun. Üstü kapalı olarak kısık ateşte 5 dakika kaynatın. Ateşten indirdikten sonra 20 dakika demlenmeye bırakın. Sonra süzün. İşte cildiniz için harika toniğiniz hazır.
OT DEYİP GEÇMEYİN
Karaciğer ve böbreklerin dostu
KARAHİNDİBA
Yol kenarında, çayır ve hendeklerde kendiliğinden yetişen karahindiba, bazı yörelerde “aslandişi” adıyla bilinir. Yaprakları rozet şeklindedir. Çiçekleri sarıdır. Taze yaprakları salata olarak da yenilebilir. Kökünde; Torexacin, levulin, inulin ve şeker vardır. Yaprakları ilkbahar; kökleri ise, sonbahar aylarında toplanıp, kurutulur. Faydalarına gelince: İdrar söktürür. Mesane ve kalınbağırsak iltihaplarını giderir. Karaciğer şişkinliğini indirir. Böbrek ve safra taşlarını düşürür. Sarılıkta faydalıdır. Anne sütünü artırır. Taze sürgünleri kırıldığı zaman akan sütü de dişleri temizler. Öğütülen kökü, kahveye katılır.
Albümin miktarını düşüren bitki
ZEMBEREK OTU
Halk arasında “atkuyruğu”diye de isimlendirilen zemberek otu, nemli yerlerde yetişen bir bitkidir. İdrar tutukluğunu giderir ve idrarı artırır. Böbrek taşlarının düşürülmesinde yardımcı olur. İdrar torbasındaki iltihabı giderir. Kan işemeyi keser. Albümin miktarını düşürür. Zatülcenp ve karaciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılır. Nikris ve romatizmanın şikayetlerini giderir. Tavsiye edilen miktardan fazla kullanılmamalıdır.
AKLINIZDA BULUNSUN
Migren için doğal reçete
Defne yaprağı, oğul otu, fesleğen üçlüsü ile migrene çözüm bulabilirsiniz. 2 su bardağı kaynar su içerisine birer tatlı kaşığı hafif ezilmiş defne, oğul otu ve fesleğen koyarak 15 dakika demleyin. Ilık olarak yudumlayarak yavaş yavaş için. Şeker hastalığı olmayanlar karışımı bir kaşık bal ile tatlandırabilirler. Günde 2-3 bardak içilebilir. Düzenli olarak en az 1 ay devam edilmelidir. Gün içerisinde çay kahve yerine adaçayı, ıhlamur, oğul otu gibi bitki çayları içilmesi faydalıdır.
Limon çayın etkisini katlıyor
Limonla içildiğinde, çayın anti kanserojen etkisinin ikiye katlandığı tesbit edildi. Hindistan’ın Lucknow Tıp Fakültesi’nde yapılan araştırmalara göre, çayın içinde bulunan “polyphenol” maddesi, hücrelerde kansere yol açan hasarı önlüyor. Limonun içindeki C vitamininin de anti kanserojen etki taşıdığına dikkat çeken araştırmacılar, çayın limon ile birlikte içilmesi halinde, anti kanserojen etkinin ikiye katlandığını belirttiler.
Genetik Bombalar mı Yiyoruz?

Genetiği değiştirilmiş ürünlerin, zamanla insanlarda ne tür etkiler oluşturacağını gösteren sağlıklı hiçbir test yapılmamıştır. Tükettiğimiz akrep, balık, domuz veya insan geni taşıyan domates ya da patates acaba bizim genlerimize ne gibi etki yapabilir?
Deve sütü hakkında

Haftasonları kahvaltıları her zaman daha keyifli gelir bana . Herkesin evde olması daha bi güselleştiriyor kahvaltıları . Bu sabah yine kahvaltıda sohbet ederken ülkelerden ,şehirlerden bahsediyorduk babam Dubai den bahsetti birde deve sütünden ,[stv / ayna programı -Dubai- /saim orhan] ın programında izlemiş. İlk defa duydum birazda şaşırdım.
Saim Orhan Dubai ye gitmiş ve insanların deve sütü içiyor. Programı geçmiş arşivden buldum . İzlemek isteyen linke tıklayıp Dubai hakkında bilgi edinebilir.Hatta Saim Orhan da tadına bakıyor.
Bizim sohbet de aldı başını gitti ,ülkelerden içeçeklere kadar yine güzel bir kahvaltıydı.
Birde Birleşik Arap Emirlikleri görülmesi gereken bir ülke.
Bana da bu vesile ile yeni bir konu açma imkanı doğdu . Deve sütü hakkında bir çok haber yer alıyor , cilde faydası ,kozmetik sektöründe aynı zamanda da B vitamini ve magnezyum açıında da zengin bir içeçek.
Hakkında haberler ;
Sırtındaki hörgücü, çıkık dişleri, sakallı yüzü ve itici kokusu açısından deve, güzellik ürünleri için ideal bir model oluşturmasa da sütünün cilt ve vücut için faydalı olduğu öne sürüldü.
NOUAKCHOTT – Batı Afrika ülkesi Moritanya’da mandıra işleten İngiltere doğumlu Nancy Abiydirrahmani, vitamin zengini deve sütünün vücudu hem içten hem dıştan temizlediğini ileri sürdü.
Afrika’nın ilk ticari deve sütü mandırasını açmasıyla tanınan Nancy, deve sütünün temizleyici özelliğinin bulunduğunu, damarlara iyi geldiğini ve idrar söktürücü olduğunu kaydetti.
“Size güzel bir görüntü sağlıyor” diyen Nancy, deve sütünden kozmetik üretme çalışmalarına başladığını belirtti.
İspanya’da mühendislik tahsili yapmış Nancy, deve sütüyle krem ve sabun yapmayı ve bunları pazarlamayı düşündüğünü bildirdi.
Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın her gün deve sütüyle yıkandığının anlatıldığına da değinen Nancy, Moritanyalı kadınların temiz ve pürüzsüz bir görüntü için hala deve sütü içtiklerini söyledi.
Deve sütü hakkında bir diğer haber ise şöyle ;
Vitamin ve protein deposu olan deve sütü Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından keşfedildi… İnek sütünden 3 kat daha fazla C vitamini ve 10 kat fazla demir içeren bu içecek, aynı zamanda B vitamini ve magnezyum açısından da son derece zengin. FAO yetkilileri sağlık kaynağı deve sütünün Avrupa marketlerinin raflarında yerini alması için harekete geçerek Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya dek tüm üretici ülkelere deve sütü ve yan ürünlerini Batı Dünyası’na pazarlamayı teklif etti. FAO uzmanları bu ticaret sayesinde yaklaşık 10 milyar dolarlık bir sektör oluşacağını belirtiyor.
/Sabah
Sinsi Ölüm KOAH’A Dikkat

KOAH yani “Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı” uzmanlar tarafından “Sinsi bir tehlike” olarak tanımlanıyor. Ülkemizde yaklaşık 3 milyon kişinin KOAH hastası olduğu tahmin ediliyor; ancak KOAH’lı her on kişiden dokuzu hasta olduğunu bilmiyor. Suadiye Memorial Tıp Merkezi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. İlkay Keskinel, 19 Kasım 2008 “Dünya KOAH Günü” öncesi “KOAH hastalığı ve korunma yolları” hakkında bilgi verdi.
Tüm dünyada en sık rastlanan ölüm nedeni
“Kronik obstrüktif (tıkayıcı) akciğer hastalığı”nın baş harflerinden oluşan “KOAH”, aslında iki hastalığı tanımlamakta kullanılır: kronik bronşit ve amfizem.
Kronik bronşit, en az iki yıl üst üste ve bu iki yılın en az üç ayında öksürük ve balgamla seyreden ilerleyici bir rahatsızlıktır. Amfizem ise, kana oksijen taşınmasını sağlayan hava keseciklerinde harabiyete neden olan bir hastalıktır. Bunun sonucunda akciğerde elastikiyet kaybı ve nefes darlığı görülür.
Çoğumuzun adını bile duymadığı KOAH, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, kalp-damar hastalıkları, zatürre ve AIDS’ten sonra 4. en sık ölüm nedenidir. Ölüm nedenleri arasında bu kadar üst sıralarda yer almasının ötesinde KOAH, yaşam kalitesini bozan, işgücü kaybına neden olan ve kişiyi zaman içinde kendi bakımını bile gerçekleştiremeyecek hale getiren bir hastalık. Ülkemizde yaklaşık 3 milyon kişinin KOAH’lı olduğu tahmin edilmekte, tüm dünyada ise bu sayı 600 milyona ulaşmaktadır.
Sigara KOAH için vize
KOAH’ın başlıca nedeni (yüzde 90 hastada) sigaradır. Yalnızca sigara değil, pipo ve puro kullanımı da KOAH’a yol açmaktadır. Sigara içenlerin beşte birinde KOAH gelişmektedir. Sigara içen kişilerde, içmeyenlere göre KOAH riski 30 kat kadar artmıştır. Sigaraya erken yaşta başlanması ve uzun süre çok miktarda içilmesi, KOAH’ın daha ağır seyretmesine neden olur. Sigara dışında bazı mesleki faktörler (madencilik, fırın/tahıl işçiliği, çiftçilik gibi) ve ısınma amaçlı tezek yakılması da KOAH’a zemin hazırlar.
Ne yazık ki KOAH, tanısı ihmal edilen bir hastalık. Toplumda yeterince bilinmiyor ve önemsenmiyor. Halbuki erken tanı ve müdahale, hastalığın gidişini durdurabilir ya da yavaşlatabilir. Tanıda öncelikle hastanın şikayetleri değerlendirilmekte ve solunum fonksiyon testleri ile akciğer grafisi gibi tetkiklerden yararlanılmaktadır. Başlıca belirtileri; öksürük, daha çok sabahları balgam çıkarma ve özellikle eforla gelen nefes darlığıdır. Tanıda gecikilmesinin en önemli sebebi, sigara içenlerin öksürüğü ve balgamı “normal” kabul etmeleridir. Oysa biliyoruz ki, “normal öksürük” ya da “normal balgam” yoktur. KOAH’lı kişiler, öksürük ve balgamı çoğunlukla o kadar kanıksamışlardır ki, yakınmaları iyice artana kadar doktora başvurmayı düşünmezler. Oysa KOAH’a erken tanı konup zamanında sigara bırakılırsa, yıllık akciğer fonksiyon kaybı azalmaktadır. 35 yaşından sonra sağlıklı her insanın 1 saniye içinde dışarı verebildiği soluk hacmi yılda 30 ml azalma gösterir. Sigara içen KOAH’lılarda bu azalma 150 ml’ye bile ulaşabilir. Dolayısıyla KOAH’lılarda sigaranın bırakılması, hastanın daha uzun yıllar boyunca hayat kalitesinin yüksek kalması açısından kritik önem taşımaktadır.
Sigara, eroin ve kokain gibi bağımlılık yapıcı bir maddedir. Bu fiziksel bağımlılık nedeniyle kişi sigarayı bırakmada zorluk çekmektedir. Kendi kendine sigara bırakılamıyorsa, sigara poliklinikleri devreye girmelidir. Günümüzde sigara bağımlılığının tıbbi tedavisi mümkündür. Sigara Polikliniği’mizde, öncelikle hastalarımızın fizik muayeneleri yapılmakta, gerekli görülen tetkikleri istenmekte ve fiziksel mi, yoksa ruhsal bağımlılığın mı daha ön planda olduğu saptanmaktadır. Bundan sonraki aşamada kişinin bağımlılık tipine göre, nikotin yerine koyma tedavisi ya da ilaç tedavisi önerilmektedir.
Ülkemizde KOAH’lı her on kişiden dokuzu, hasta olduğunu bilmiyor
Sadece ülkemizde değil, dünyada da giderek artış gösteren KOAH hakkında bilinci artırmak amacıyla her yıl Kasım ayının üçüncü Çarşamba günü “Dünya KOAH Günü” etkinliklerine ayrılmıştır. Dünya KOAH Günü, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığına karşı Küresel Girişim (GOLD) grubu tarafından tüm dünya ülkelerinde düzenlenmektedir. Bu özel günde, KOAH hakkında bilgi arttıracak çalışmalar yapılmakta; kendilerinde KOAH olduğunun farkında olmayan kişilerin basit bir solunum testi yaptırması ve erken tanısı teşvik edilmektedir. Günümüzde dünyada KOAH hastası olan her dört kişiden sadece biri hastalığının farkındadır. Sonuç olarak; kendinizi ihmal etmeyin, nefes darlığı, öksürük, balgam yakınmalarınız varsa, mutlaka bir Göğüs Hastalıkları Uzmanı’na başvurun ve KOAH hastası iseniz erken tanı şansını yakalayın.




bir yorum yazın